"Sorular ruha batmış dikenlerdir.
Çöz onları, çözmek rahatlamaktır.
Düşünmeden yaşamaksa yaşamamaktır!
Kâğıttan bir gemi yapıp güvertesine düşlerini kaptan tayin eden bir çocuk, geceleri duvarlara yasak sloganlar yazan bir genç, ninesinin kurabiyelerine hasret bir torun, sevdiceğine papatyalardan taç yapan bir âşık, geceleri evine uğramayan bir evlat, inzivaya çekilmiş bir ruh, yolları mesken edinmiş bir gezgin…
Bunların hepsiyim.
Ve hiçbiri.
Mevsimlere yüklemişim kalemlerimi, topraklarına düşmeyi beklemekteyim.
Adım, sanım yok.
Cismim fâni.
Yıldır mevsimleri kovalıyorum, yamacına düşüyorum.
Ve daha yıllarca mevsim mevsim yağacağım toprağına.
Kartvizitim, teskerem, bombalarım, pankartlarım, kurşunlarım yok.
Diyecek sözüm, anlatacak hikâyelerim var.
Bütün bunlar için de elimde yalnızca kurşundan kalemlerim.
Oku beni!"
"Hepimiz kum saatiyiz..
Ya bütün ağırlık beynimizde,
Ya da kasıklarımızda.."
Ölüm ve yaşam...
İkisinin de bi nedeni yoktur...
İnsanlar doğar, çünkü anneler bebek ister...
Ya da tanrı safında savaşacak savaşçıya ihtiyaçları vardır..
Ölürüz, çünkü çok fazla kırmızı et yeriz..
Ya da sigara içeriz..
Kimse sonsuza dek yaşiicak kadar dikkatli olamaz..
Ama bi çaba gösterebiliriz di mi ?
Sagopa Kajmer / Bir Pesimistin Gözyaşları / 1. Cd
"Beni bu şehirden al götür annem.
Martılar, can çekişen denizler istemem.
Ben mehtaplı akşamların,
Samanyolu çocuğuyum.
Beni bu şehirden al götür annem."
Yüreğim sığmaz bu sefertası apartmanlara...
-I-
Bedeninde terörist eylemlere başlıyorum..
Varmadan o gürül gürül ırmağa..
Göğüslerinin arasında pusuya düşüyorum..
-II-
Ah ne güzel..
Karışmaya çalışıyoruz birbirimize..
Birimiz hep zeytinyağı..
Yusuf Ziya Zeybekoğlu / Sevişme
Ölümsüzlük yolunda tüm isimlerimi hiçe saydım. .
Ödül olarak bana boş bir sayfa verdiler;
Ne yazacağımı şaşırdım !
Cümle kapısı : Kalbin kapısı. .
Sonra, sebebi malum sırrı meçhul, yani bana muamma, tutup bu kapıyı kapatmam. .
Eğer beni okuyanla paylaşım isteği ve daha yakından tanışma beklentisinden değilse, defterimde kalan cümleden kurtulma isteğinden. .
Bir şey değil, yeni bir şey söylemek için. .
Kanatlarımı ver boşluklara düşeyim..
Ölmüş gibi yapıp kuytulara çekileyim..
Tövbeler ediyorum ay doğuncaya dek..
Büyücü bir aşığın okundan kurtuluyor kırışmış kalbim..
Örülmüş bir yıldız gibi göklerdeyim..
Hoşgeldin, yaklaş lütfen..
Artık düşlediğin herşey bir bir gerçek olacak..
Sonsuz renkler adına ne dilersen dile benden..
Kanatlarımı ver..
Murat Yılmazyıldırım / Yazgı Ve Zafer
...
Yanlış bu sözcükler.
Yanlış bu dokunuşlar.
Yanlış bir anlaşılma isteği.
Bütün gün boğazıma çıkıp inen sözcükler...
Herşey mide bulandırıcı.
Bir sokaktan kendiminkine nasıl geçmeliyim.
Sınırlarım böyle yitirilmişken, nasıl geçmeliyim...
Hangi yanlışın gururuna girmeliyim......
Sözcükler...
Bunu mutlaka okumalısın!
Aşk soluyor ve bu kaşıntı hissi topuklarıma yayılıyor.
Eteklerime bahçemdeki kurumuş gül yapraklarını dolduran bu açlığı anlatamamak endişesiyle daktiloya daha hızlı vuruyorum...
Bu kimin intikamı......
Hadi uyuyalım...
Ben çocuk ve aşıktım anne.
Kendimi karanlıktan düştüm...
Umay Umay kaldığı yerden devam ediyor; Kırmızı.
Sana sadece kırmızı demeliyim.
Ben başaramıyorum kırmızı. Hatırlamak dışında bir mucizem yok......
Kırmızı.
Bir türlü tamamlanmayan hikayesiyle orospu kırmızı...
Umay Umay / Orospu Kırmızı
Burnumu çektiğim mendil ruj lekeleriyle doluydu.
Ağlamamıştım da, denizin nezlesi bu; dün sabah senin için karar verdim.
Eğer ona kötülük yaparsan ellerim kanar.
Ve şarkı söylerken seni karşımdaki sandalyeye bağlarım.
Yanmış sokakların içinde dolaşıyorum.
Tüm bu yıkıntı, düşlerin çöktüğü aşk susuşları.
Ben böyle büyüdüm, böyle öğrendim devrimi.
Ben bir çocuğu böyle sevdim çünkü...
Umay Umay / 34 U 442 Veda Busesi
Nerdesin ey özlenen...
Öyle bir dem ki içim, hiç olayım derken meğer hep olmuşum!
Kelâm edip, dertleşip nâğmelerle, sana da sebep olmuşum!
Ahh bu dem...
Var git sor halin nedir, ben olayım derken meğer hep sen olmuşum !
Derdi cânım söyleyip gezerken, sana da sebep olmuşum !
Ben, kendine dokunan ve kendiyle çoğalan, her aşka kalbini veren kadın...
Doğru muydu hayaletlerin her kaybedişi görünür kıldığı...
Bu odada ve bu sonsuzlukta nasıl çılgınca dileniyorum hayatı !.
Eğer yağmur yağınca içeri gireceksen seninle gitmem uzak ülkelere..
Ya da gölgelerine sığınan evimde yeşermeye çalışan canlı bir kaktüsü şımartırken, rüzgara eğimli bir mektup düşürmezsen penceremden; seninle yaşayamam aşkı..
ve
o
ebedi
yalnızlığın
satırbaşları:
sessizlikler..
Unutur insan evladı,
Gözünü kapatsan bile görebiliyorsan ışık vardır!
Ve karanlıksa görünen,
Belki senden ışığa yansıyandır...
Yaz!
Yaşamın anlamını bırak satır aralarına...
Sevdalarını, korkularını, umutlarını, insanlığını bırak.
Ölmekle gömülmeyecek bir cümlen olsun hayata dair..
Kendinden geriye okunulası bir hayat bırak..
Yorulma yaşamaktan, yaşadığın kadarını yazmaktan...
Yağmur taşları eskitiyor, zaman yüzleri..
Söylenmeyen her güzellik, kalp ağrısına dönüyor..
Yazılmamış her şiir ölüm oluyor sonunda..
Sen, kalemde sakladıklarını beyaz kağıtlara anlatmalısın..
- ki hiçbir çığlık, tutulan sırların sessizliği kadar sağır edici değil …
Ve yazarsan kağıdın mürekkebi emmesi kadar, tutkulu yazmalısın.
Yağmur taşları eskitiyor...
Zaman, güncesini alınlarımızda tutmakta...