-I-
Bedeninde terörist eylemlere başlıyorum..
Varmadan o gürül gürül ırmağa..
Göğüslerinin arasında pusuya düşüyorum..
-II-
Ah ne güzel..
Karışmaya çalışıyoruz birbirimize..
Birimiz hep zeytinyağı..
Yusuf Ziya Zeybekoğlu / Sevişme
Yollar çağırır yine apansız. .
Boynum bükülür, isyan ederim. .
Alışkındır yollar bu tavrıma. .
Umursamaz bile beni. .
Yan koltuktaki acırcasına bakar bana. .
Bir mahkeme kurar arkalarda. .
Yargılamalar başlar. .
Şahit çağırır önümdekini. .
Neye benzediğimi bile bilmez aslında. .
Baştan sırtını dönmüştür bana. .
O da kıpırdanışlarımdan rahatsız. .
“ Evet !” der suçlusun. .
Sen hep suçluydun. .
At derler kendini pencereden. .
Yaşamayı hak etmiyorsun. .
Güvenlik çıkışı mı ?
Dışarısı mı güvenli olan ?
Yollar bana hep düşman, elimi uzatsam şarampole uzanır. .
Tek başıma kalırım koca otobüste. .
Kalemime sığınırım. .
O bana çoktan küsmüş...
Ölümsüzlük yolunda tüm isimlerimi hiçe saydım. .
Ödül olarak bana boş bir sayfa verdiler;
Ne yazacağımı şaşırdım !
Cümle kapısı : Kalbin kapısı. .
Sonra, sebebi malum sırrı meçhul, yani bana muamma, tutup bu kapıyı kapatmam. .
Eğer beni okuyanla paylaşım isteği ve daha yakından tanışma beklentisinden değilse, defterimde kalan cümleden kurtulma isteğinden. .
Bir şey değil, yeni bir şey söylemek için. .
Kanatlarımı ver boşluklara düşeyim..
Ölmüş gibi yapıp kuytulara çekileyim..
Tövbeler ediyorum ay doğuncaya dek..
Büyücü bir aşığın okundan kurtuluyor kırışmış kalbim..
Örülmüş bir yıldız gibi göklerdeyim..
Hoşgeldin, yaklaş lütfen..
Artık düşlediğin herşey bir bir gerçek olacak..
Sonsuz renkler adına ne dilersen dile benden..
Kanatlarımı ver..
Murat Yılmazyıldırım / Yazgı Ve Zafer
muhteşem yaa hakaten muhteşem...
adam tasavvufu yalamış yutmuş yaa. harika.. .
Bildiğini bilmezden gelmek
Kadar kötüsü yokmuş meğer..
-düşlerin ne de arsız değil mi senin-
Düğüm düğüm sarınmışsın rollerini
Hangisinden sıyrılsan
Bir diğeri asılıyor paçandan
Söyle sen kimsin
Kimlerinsin
Kendinden gayri
Hadi git çekmecelerini boşalt şimdi
“Sen” diye bellediğin ne varsa
Atılacak bir eskiz
Beyaz bir sayfa al eline bir de
Yaz koca bir yalanım
-ya da talanım diye-
Durma
Şaşırma
Ağlama hele
Gösterişli bir paket yap
Biriktirdiklerini
Bağışla aynadaki gözlerine
-sen ki kendine yalansın artık-
Bir saklambaç oyununun
Değişmeyen ebesi
Hadi yürü duvara yum gözlerini
Saymaya başla... bir...iki
-sakla kendinden kendini-
Nilay Aksu / Saklambaç
Bağışlayın beni sevdalarım..
Kendimi parçalara ayıramadım..
Alın gidin korkularımı..
Saçlarımı ellerinizle okşayın..
Hiçbir ayrılık yeniden yaratmıyor artık beni..
Alın gidin korkularımı..
Saçlarımı ellerinizle okşayın..
Ve bütün ayrılıklar sabah olunca alıyor nefesimi.
Aşk ağır yükler bindirdi küçülen omuzlarıma..
Kalplerinizden kaçtım hep..
Varıp gittim en karanlıklara..
Yağmur ıslak mazeretler yükledi büyüyen yangınıma..
Cehennemden düştüm hep, beni hiç görmediler..
Yağmur ıslak mazeretler yükledi büyüyen yangınıma..
Seviştim ve yoruldum varıp gittim en yanlızlıklara..
Kan revan içindeyim, gönlümün derdindeyim
Yerlerin dibindeyim kurtar ne olur..
Kan revan içindeyim, yarimin peşindeyim..
Cennetin izindeyim kurtar ne olur..
Düş Sokağı Sakinleri / Kan Revan İçindeyim
...
Yanlış bu sözcükler.
Yanlış bu dokunuşlar.
Yanlış bir anlaşılma isteği.
Bütün gün boğazıma çıkıp inen sözcükler...
Herşey mide bulandırıcı.
Bir sokaktan kendiminkine nasıl geçmeliyim.
Sınırlarım böyle yitirilmişken, nasıl geçmeliyim...
Hangi yanlışın gururuna girmeliyim......
Sözcükler...
Bunu mutlaka okumalısın!
Aşk soluyor ve bu kaşıntı hissi topuklarıma yayılıyor.
Eteklerime bahçemdeki kurumuş gül yapraklarını dolduran bu açlığı anlatamamak endişesiyle daktiloya daha hızlı vuruyorum...
Bu kimin intikamı......
Hadi uyuyalım...
Ben çocuk ve aşıktım anne.
Kendimi karanlıktan düştüm...
Umay Umay kaldığı yerden devam ediyor; Kırmızı.
Sana sadece kırmızı demeliyim.
Ben başaramıyorum kırmızı. Hatırlamak dışında bir mucizem yok......
Kırmızı.
Bir türlü tamamlanmayan hikayesiyle orospu kırmızı...
Umay Umay / Orospu Kırmızı
Burnumu çektiğim mendil ruj lekeleriyle doluydu.
Ağlamamıştım da, denizin nezlesi bu; dün sabah senin için karar verdim.
Eğer ona kötülük yaparsan ellerim kanar.
Ve şarkı söylerken seni karşımdaki sandalyeye bağlarım.
Yanmış sokakların içinde dolaşıyorum.
Tüm bu yıkıntı, düşlerin çöktüğü aşk susuşları.
Ben böyle büyüdüm, böyle öğrendim devrimi.
Ben bir çocuğu böyle sevdim çünkü...
Umay Umay / 34 U 442 Veda Busesi
nerdesin ey özlenen...
Öyle bir dem ki içim, hiç olayım derken meğer hep olmuşum!
Kelam edip, dertleşip nağmelerle, sana da sebep olmuşum!
ahh bu dem...
Var git sor halin nedir, ben olayım derken meğer hep sen olmuşum !
Derdi canım söyleyip gezerken, sana da sebep olmuşum !
Ben, kendine dokunan ve kendiyle çoğalan, her aşka kalbini veren kadın...
Doğru muydu hayaletlerin her kaybedişi görünür kıldığı...
Bu odada ve bu sonsuzlukta nasıl çılgınca dileniyorum hayatı !.
Eğer yağmur yağınca içeri gireceksen seninle gitmem uzak ülkelere..
Ya da gölgelerine sığınan evimde yeşermeye çalışan canlı bir kaktüsü şımartırken, rüzgara eğimli bir mektup düşürmezsen penceremden; seninle yaşayamam aşkı..
ve
o
ebedi
yalnızlığın
satırbaşları:
sessizlikler..
yalnızlık; sen ve O..
hayatın tadı böyle cıkıyor, belki bir iki damla gözyaşıyla...
Unutur insan evladı,
Gözünü kapatsan bile görebiliyorsan ışık vardır!
Ve karanlıksa görünen,
Belki senden ışığa yansıyandır...
Yaz!
Yaşamın anlamını bırak satır aralarına...
Sevdalarını, korkularını, umutlarını, insanlığını bırak.
Ölmekle gömülmeyecek bir cümlen olsun hayata dair..
Kendinden geriye okunulası bir hayat bırak..
Yorulma yaşamaktan, yaşadığın kadarını yazmaktan...
Yağmur taşları eskitiyor, zaman yüzleri..
Söylenmeyen her güzellik, kalp ağrısına dönüyor..
Yazılmamış her şiir ölüm oluyor sonunda..
Sen, kalemde sakladıklarını beyaz kağıtlara anlatmalısın..
-Ki hiçbir çığlık, tutulan sırların sessizliği kadar sağır edici değil…
Ve yazarsan kağıdın mürekkebi emmesi kadar, tutkulu yazmalısın.
Yağmur taşları eskitiyor...
Zaman, güncesini alınlarımızda tutmakta...